ÖDEV YAPMAYI SEVMEYEN ÇOCUĞA NASIL DAVRANILMALI?

Başlıktaki sorunun yanıtı için çocukluğumuza dönelim.  Şimdiki çocuklardan farklı olarak pek çoğumuz günümüzü sokaklarda geçirirdik.  Akşam olmasın isterdik.

Sizi bilmem ama ben ödevlerimi akşama saklardım.  Babamın işten gelmesine yakın annem camdan seslenir hemen eve gelmemi ister eğer eve gitmezsem babamın kızacağını söylerdi.  Sanırım şimdiki çoçuklardan farklarımızdan biri de çoğumuzun babamızdan korkmasıydı. Annemizin seni babana söylerim  tehdidi de çok önemli bir sorundu ve böyle bir sorunla yüzleşmektense hemen eve gitmeyi ve elimi yüzümü yıkayıp babamı beklemeyi tercih ederdim.  Aslında benim için günün en zor anı da buydu herhalde. Yani oyunu bırakabilmek,  çünkü oyun oynarken ne acıkır ne susuzluk hisseder ne de yorulurdum. Belki şimdi sizde o günlere döndünüz ve işte benim çocukluğum diyorsunuz.

Benim ders çalışmam ödev yapmam hep salonda olmuştur yani bu konuda evimizin salonu benim kütüphanemdi. Akşam yemeğinden sonra hemen ödevimin başına geçerdim.  Geçerdim geçmesine fakat o ödev bir türlü geçmek bilmezdi. Çünkü  bizimkilerin sohbetleri dikkatimi çekerdi. Hele bir de beni ilgilendiren bir konu olursa hemen konuşmaya katılmak ister bu sebeple de can kulağıyla dinlerdim. Dikkatimi çeken bir başka unsur da televizyon olmuştur.

O dönemde  televizyon programları şimdiki çocukların sıkılacağı kadar hareketsiz olmasına rağmen pek çoğumuz yine de ödev yaparken  çok çekmiştir televizyondan.

Keşke ödevlerimi ve derslerimi bölen unsurlar bunlardan ibaret olsa. Benim hayallerim ki çok fazla hayalciydim özellikle ödevler sırasında. Kurduğum hayaller yüzünden bazen nerede  olduğumu  bile unuturdum. Bunun dışında bazı ödevler öyle sıkıcı olurdu ki o durumda bizimkilerin çayı karıştırması bile benim için işimi bölme ve dikkatimin dağılmasıyla sonuçlanırdı. Bu kadar cebelleşmenin sonunda ödevimi ya yarım yamalak yapar ya da sabaha bırakırdım.  Sabaha bıraktığımda okula gitmek için uyandığımdan daha erken uyanıp ödevimi bitirmeyi umar bu çözümüm de çoğu zaman işlemez ödevimin bir kısmı yine okuldaki teneffüs zamanlarına kalırdı. 

Buna rağmen okul yaşantım boyunca ödevimi yapmadığım zamanlar çok nadirdi. Bu yüzden ödevini hiç yapmayana öğretmenimden çok  ben kızar, sitem ederdim. Sanırım bunun nedenini de anlıyorsunuz o kadar çaba gösterip ödevlerimi yaptıktan sonra başka çocuların pişkin bir şekilde bahaneler bulup ödevini yapamadığını söylemesi o kadar zahmete katlanan benim için onlara kızmanın bir nedeniydi. Pek belli etmeselerde ödevini özene bezene yapanların da içten içe bana sitem ettiklerini bilirdim.  Çünkü onların özene bezene hatta sadece bir harf bozuk diye onlarca kez silerek bitirdikleri canım ödevleri,  benim kargacık burgacık yazıyla yazdığım ödevimin yanında sanat eseri gibiydi. Onlara göre ödevini benim gibi yapanlar hiç ödev yapmamışlar gibi muamele görmeliydi. Allahtan öğretmenimiz onlar gibi düşünmez ve yanıma geldiğinde defterimdeki karalama gibi duran ödevi görmemiş gibi yüzüme gülümseyerek “aferin” der ve benim için madalya değerinde olan yıldızı defterime çizerdi. Kırmızı bir kalemle çizilen bir yıldız başka bir insan tarafından umursanmayacak kadar değersiz olsa bile benim için çok sevdiğim bir insandan yani öğretmenimden geldiğinden paha biçilemez bir kıymeti vardı.  Evime gittiğimde anneme babama kardeşlerime arkadaşlarıma o yıldızı böbürlene böbürlene göstermenin tadını çıkarırdım.  Çünkü ödev yapmanın en güzel taraflarından biri buydu benim için. Ödev yapamayacak kadar hasta veya yorgun olduğum zamanlarda bile o yıldızın düşüncesiyle motive olurdum. Ya da ödevi yapamadığımı öğretmenime söylediğim o hayali anı zihnimde canlandırıp öğretmenimin bana kırgın bir yüz ifafesiyle  bakmasını,  benimde bu yüzden onun gözlerine bakamadığımı hayal ederdim. Bilirdim ki bir öğrencinin ödevini bitirmesi onun öğretmenine ben bu konuyu anladım mesajı verebilmesinin en güvenilir yoluydu. Bana göre öğretmenimin bir öğrencinin ödevini yapmasına  sevinmesi de bu nedenleydi. Ödev yapanların sayısının çok olması öğretmenin o konuyu iyi anlattığını gösterirdi.

Konuyu kimilerine  göre çok dağıtmış olsamda asıl gelmek istediğim noktaya geliyorum.  Nedir bu nokta?  Her ne kadar ortamlar ne kadar farklı olursa olsunlar insanlar genelde benzer durumlar karşısında benzer tutumları sergiliyorlar.  Bakıyorum çocuklarımıza ödev  yaparken sıkılıyorlar. Ödev yaparken çoğu şey onların dikkatini dağıtıyor.Ya ödevi çabucak bitirmek veya ödeve hiç başlamamak istiyorlar. Bütün bunları anlatmamın sebebi  çocukların bu davranışlarının normal olduğunu gösterebilmek. Bana göre ödev yaparken sıkılmayan dikkati dağılmayan çocuğun davranışıdır asıl normal olmayan. Asıl o zaman çocuğumuzun hakkında endişelenmemiz gerekirdi. Yani çocuğumuz ödev yaparken  sıkılıyor ya da dikkati dağılıyor diye endişelenmek gereksiz.

Peki bu durum normal ise biz hiçbir şey yapmayalım mı? Tabiki hayır. Bizim yapmamız gereken bu durumu yani ödevlerin sıkıcılığını minimuma indirmek. Bunu da çocuğu odasına gönderip ödevini yapmasını isteyerek ya da biz tv izlerken çocuğum otur yanıma da ödevini bitir diyerek değil onunla ve ödeviyle daha ilgilenerek  yapabilirsiniz.  Yani yapmamız gereken çocuğumuza ödev arkadaşı olmak.  Tabi bu ödev arkadaşlığından kasıt çocuğun yanlışlarını fırsat bilerek ona kızmak veya çocuğun takıldığı yerlerde çözümü bizim söyleyip onun yazması değil aksine çözümü çocuğun kendi bulmasıdır. Bu sayede ödevlerin asıl sıkıcı tarafı olan tek başına ödev yapma olayıda ortadan kalkacağından çocuk ödevlerden kaçmaya gerek görmeyecek. Haliyle bu durum öğrenmesini de kalıcı hale getirir.

Zamanla onunla beraber geçirdiğiniz bu ödev ve ders çalışma seansları hem onun hem de sizin için çok daha eğlenceli hale gelecektir.  Hatta siz bu vakitleri daha eğlenceli hale getirmek için çeşitli aktiviteler bile düşünebilirsiniz. Tabi bu eğlenceli  hale getirme işi sakın asıl işi  yani ödev yapma veya ders çalışmayı baltalayacak kadar dikkat dağıtmasın bu konuda dikkatli olmakta fayda var.  Belki de bu vakitlere çoğumuzun ihtiyacı olan çocuğumuzla aktif vakit geçirebileceğimiz fırsat olarak bakmak daha doğrudur.

Son sözlerim ben hangi zamanımda onunla  oturup bunları yapayım kendime bile vakit ayıramıyorum  diyen anne babalara. Sizin için önceliğiniz işiniz mi yoksa aileniz mi?

NOT: Burada yazanlar kendi fikirlerim olup bu yazı da tavsiye niteliğinde yazılmıştır. Uygulayıp uygulamamak sizlerin insiyatifindedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir